Haberler

Haberler
Richard Dawkins - Olasılıksızlık Dağına Tırmanmak

7 Mart 2009 Cumartesi

Başka bir şeyin yan ürünü olarak din

BAŞKA BİR ŞEYİN YAN ÜRÜNÜ OLARAK DİN

Sanırım artık grup seçilimini bir kenara bırakıp dinin sağ kalmasının (veya süregelmesinin) Darwinci açıklaması üzerinde kendi görüşümü bildirmek istiyorum. Ben dini başka bir şeyin yan ürünü olarak gören sayıları giderek artan biyologlardan birisiyim. Ana hatlarıyla izah edersek, biz dinin Darwinci sağ kalma açıklaması hakkında kuramsal olarak düşünenlerin 'bir yan ürün teorisini akla getirmemiz' gerektiğine inanırım. Herhangi bir konunun süregelme ya da sağ kalmasının anlamını sorgularken, yanlış soruyu soruyor olabiliriz. Bu soruyu daha yardımcı bir tarzla yeniden şekillendirmeye ihtiyacımız vardır. Belki de ilgilendiğimiz esas (bu durumda bu dindir) doğrudan kendisine ait bir sağ kalma değerine sahip değil ancak bu değere sahip herhangi başka bir şeyin yan ürünüdür. Yan ürün görüşünü, kendi alanım hayvan davranışlarından bir benzetmeyle tanıtmanın faydalı olacağını düşünüyorum.

Güveler uçarak mum ışığına uçar, yanarlar ve bu bir kaza gibi görünmez. Sanki kavrulmuş güve takdim etmek için uçuş rotalarını değiştirir gibi görünürler. Bunu 'kendini kurban etme davranışı' olarak sınıflandırabilir ve bu kışkırtıcı isim altında doğal seçilimin bu davranışı nasıl olur da olumlu bulduğunu merak edebiliriz. Bence zeki bir yanıt girişiminde bulunabilmemizin öncesinde soruya yeni bir şekil kazandırmalıyız. Bu intihar değildir. Bariz intihar, dikkatsizlik kaynaklı bir yan etki ya da başka bir şeyin yan ürünü olarak ortaya çıkar. Neyin yan ürünü? İşte taşı gediğine oturtmakta yararı dokunacak olasılıklardan biri:

Yapay ışık dünya gecelerini yeni yeni aydınlatmaya başlamıştır. Yapay ışık olmadığı tarihlerde, görebileceğiniz tek gece ışıkları ay ve yıldızlara aitti. Bu ışık huzmeleri optik sınırsızlıktadır, dolayısıyla dünyaya paraleldirler. Bu sayede bu tarz ışıkları pusula olarak kullanmak mantıklıdır. Böceklerin düz bir çizgide istikrarla ilerlemek için güneş ve ay gibi gök cisimlerini kullandıkları bilinir ve aynı pusulayı, zıt yön işareti olarak algılayıp, bir akın sonrası eve dönmek için kullanabilirler. Böceklerin sinir sistemi bu tür geçici bir pratik eylem sergilemekte uzmandır: 'Işığın gözüne 30 derecelik açıdan vurduğu bir rotayı takip et.' Böcekler bileşik gözlü olduklarından, (dik tüpler ya da ışık kılavuzları, gözün merkezinden tıpkı bir kirpinin iğneleri gibi serpilirler) bu, pratikte ışığı belirli bir tüpte ya da ommatidium'da sabitlemek gibi basit bir eylem anlamına gelebilir.

Ancak ışık pusulasının başarısı, ciddi biçimde gök cisminin optik sınırsızlıkta olmasına bağlıdır. Eğer değilse, ışınlar paralel değil, bir tekerleğin ya da araba jantının kolları gibi birbirinden uzaklaşarak serpilir. Yakındaki bir mum ışığı üzerinde 30 derece yöntemini uygulayan bir sinir sistemi (ya da herhangi bir dar açıda), mumu optik sınırsızlıktaki ay zanneder ve güveyi spiral bir yol üzerinden ateşe yönlendirir. Siz de 30 derece gibi dar bir açı kullanarak bir taslak çizerseniz muma doğru hoş bir logaritmik spiral ürettiğinizi göreceksiniz.

Bu özel durumun ölümcül olduğunu akla getirsek de, güvenin pratik yöntemi yine de, ortalamada, yararlı bir davranıştır çünkü bir güve için muma nişan almak, aya nişan almaya oranla oldukça seyrektir. Parlak bir yıldız ya da ay ve hatta uzaktaki bir şehrin parıltısı tarafından sessiz ve etkili bir biçimde yönlendirilen yüzlerce güveyi fark edemeyiz. Yalnızca bizim mum ateşimize yönelen güveleri görürüz ve yanlış soruyu sorarız: Neden bütün güveler intihar eder? Bunun yerine, ışık huzmelerine sabit bir açıyı koruyarak güveyi yönlendiren sinir sistemlerini sorgulamalıyız ki bu yalnızca ters gittiğinde fark ettiğimiz bir taktiktir. Soru yeni bir anlam kazandığında gizem buharlaşır. Buna intihar demek asla doğru değildi. Genelde faydalı bir pusulanın, tekleyen yan ürünüdür.

Şimdi yan üründen öğrendiklerimizi insanlardaki dinsel davranışlar üzerinde kullanalım. Çok sayıda insan gözlemleriz ki (birçok bölgede bu sayı nüfusun yüzde 100'üdür) kanıtlanabilir bilimsel gerçeklerle büsbütün çelişen inançlar barındırırlar, tıpkı birbirini doğuran hasım dinlerin birbiriyle çelişmesinde olduğu gibi. İnsanlar bu inançlarına yalnızca tutkulu bir şekilde bağlanmakla kalmayıp, bu bağlılıklarından kaynaklanan pahalıya mal olan etkinlikler için zaman ve kaynaklarını adarlar. Bu inançlar uğruna ölür ve öldürürler. Bunu garipseriz, tıpkı 'kendini kurban etme davranışını' garipsediğimiz gibi. Şaşkına döner, neden diye sorarız. Ancak ben şunu vurgulamak isterim ki yanlış soruyu soruyor olabiliriz. Dinsel davranış, farklı koşullarda veya bir zamanlar faydalı olan bir temel psikolojik eğilimin, tekleyen, talihsiz bir yan ürünü olabilir. Bu bakış açısıyla, atalarımızda doğal seçilim itibariyle süregelmiş bu eğilim özünde dinle ilgili değildi; eğilimin farklı bir çıkarı vardı ve sadece tesadüfen, kendini dinsel davranış olarak açığa çıkardı. Dinsel davranışı, onu yalnızca yeniden adlandırdıktan sonra kavrayabiliriz.

O halde, eğer din başka bir şeyin yan ürünüyse, bu şey nedir? Gök cisimlerinin ışığının yarattığı pusulayla rotasını belirleyen güvelerin bu davranışının insandaki karşılığı nedir? Bazen tekleyerek dini var eden bu ilkel çağın avantajlı özelliği nedir? Örnekleme yoluyla size bir fikir sunacağım ancak vurgulamak isterim ki ifadem yalnızca bu konuyla ilgili kuramsal bir örnektir ve diğer bilim adamlarının benzer fikirleriyle desteklenecektir. Sorunun amaca uyun şekilde sorulması ve eğer gerekliyse yeni bir anlamla ifade edilmesi genel prensibine olan bağlılığım, herhangi belirli bir yanıta olan bağlılığımdan daha kuvvetlidir.

Benim kendine özgü varsayımım çocuklar hakkındadır. Diğer tüm ırklardan fazla olarak biz, önceki kuşakların birikimli deneyimiyle süregeliriz ve bu deneyimler korunma ve sağlıklı olabilmeleri adına çocuklara geçirilmelidir. Teorik olarak, çocuklar kişisel deneyim sayesinde bir uçurumun eşiğine fazla yaklaşmamak, denenmemiş çilekleri yememek ve timsahlarla dolu bir gölde yüzmemek gerektiğini öğrenebilirler. Ancak, en azından, çocuğun beyninde pratik yönteme egemen olan bir seçici çıkar olacaktır: ebeveynlerin sana ne anlatırlarsa anlatsınlar sorgulamadan inan. Ebeveynlerine itaat et; kabile büyüklerine itaat et, özellikle de ciddi, tehditkâr bir ruh halindelerse. Büyüklerine onları sorgulamadan güven. Genelde bu çocuklar için değerli bir kuraldır. Ancak, tıpkı güvelerde olduğu gibi, işler ters gidebilir.

Küçüklüğümde okulumun kilisesinde dinlediğim korkutucu bir vaazı hiç unutmam. Geçmişte korkunç olan şuydu: o zamanda, çocuk beynim bunu papazın amaçladığı ruh haline bürünerek kabullenmişti. Bize bir demiryolu hattının yanında talim yapan bir asker bölüğünün hikâyesini anlatmıştı. Alengirli bir anda talim subayının dikkati dağılır ve dur emri vermeyi unutur. Askerler sorgulamadan emirlere itaat etmeye öyle güzel eğitilmişlerdir ki yaklaşmakta olan bir trene aldırmadan yürümeye devam ederler. Şimdi, elbette bu hikâyeye inanmıyorum ve umarım papaz da inanmamıştır. Ancak dokuz yaşındayken buna inanmıştım çünkü bu hikâyeyi benim üzerimde otoritesi olan bir büyüğümden duymuştum. Ve o papaz bu hikâyeye ister inansın ister inanmasın, biz çocuklardan emirlere sorgusuzca, körü körüne itaat eden askerleri takdir edip, kendimize örnek olarak benimsememizi dilemişti, her ne kadar bu bir otorite figürü için mantıksız bir dilek olsa da. Kendim için konuşursam, sanırım gerçekten takdir ettik. Şimdi bir yetişkin olarak, bir çocuğun trenin altına girerek görevini gerçekleştirecek cesarete sahip olmayı isteyip istemediğini kendi arzusuyla merak ettiğine inanmanın neredeyse imkânsız olduğunu düşünüyorum. Ancak o zamanki hislerim şimdikinden oldukça farklıydı. Vaaz açıkça benim üzerimde derin bir etki bırakmıştı, çünkü hatırlıyor ve hatta size aktarıyorum.

Adil olmak gerekirse papazın dinsel bir mesaj sunmayı amaçladığını düşünmüyorum. Bu mesajı muhtemelen dinsel olmaktan çok askeriydi ki Tennyson'un 'Aydınlık Manganın Görevini' şiirin ruhuna yaraşır güzellikte okumuştu:

'Aydınlık manga İleri!'
Var mıdır umutsuzluğa düşmüş birisi?
Askerler umursamazlar ki
Tökezleyen bir askeri:
Onlar karşılık vermezler
Onlar mantık aramazlar,
Sadece emir alır ve ölürler:
Ölüm vadisine doğru
Altı yüz kişi sürüklenirler.


(İnsan sesinin en eski ve en derme çatma kayıtlarından birisi Lord Tennyson'un bizzat bu şiiri okumasıdır ve sesin geçmişin derinliklerine uzanan karanlık ve uzun bir tünelin ucundaki boşluktan geldiği izleniminin etkisi ürkütücü ancak yerindedir.) Bir üst rütbelinin bakış açısıyla, her askere emirlere uyup uymama konusunda tedbir alma yetkisini vermek çılgınlıktır. Emirlere riayet etmektense kendi inisiyatifini kullanan askerlerin ülkeleri savaşları kaybetmeye yatkındır. Ulusal bakış açısıyla bu, sağlam bir pratik yöntemi sürdürmektir, bazen bireysel felaketlere yol açsa da. Askerler olabildiğince makineleştirilmeye ya da bilgisayarlaştırılmaya talim edilir.
Bilgisayarlar söylenenleri yaparlar. Kendi programlama dillerinde verilen yönergelere köle gibi riayet ederler. Bu şekilde kelime işlem ve tablolama gibi faydalı işlemleri gerçekleştirirler. Ancak, tıpkı kaçınılmaz bir yan ürün gibi, hatalı yönergelere uymakta da eşit miktarda robotiklerdir. Herhangi bir yönergenin iyi ya da kötü etkisi olacağını belirtme imkânları yoktur. Yalnızca itaat ederler, tıpkı askerlerin yaptığı gibi. Bilgisayarları faydalı yapan bu sorgusuz sadakatleridir ve tamı tamına aynı özellik bilgisayarları kaçınılmaz biçimde yazılım virüsleri ve solucanlarına karşı savunmasız kılar. 'Beni kopyala ve bu sabit diskte bulunan tüm adreslere gönder' gibi kötü niyetli tasarlanmış bir program basitçe uygulanacak ve katsayısal potansiyeline göre gönderildiği bağlantıdaki diğer bilgisayarlar da buna riayet edeceklerdir. Aynı anda hem faydalı biçimde itaatkâr hem de virüslere karşı bağışıkh bir bilgisayar tasarlamak zor ve belki de imkânsızdır.

Eğer görüşümü savunma görevini şu ana kadar iyi yaptıysam, siz çoktan çocuk beyinleri ve din ile ilgili kanıtımı kafanızda tamamlamışsınızdır. Doğal seçilim, ebeveynleri ya da kabile büyükleri onlara ne derse desin inanmaya meyilli çocuk beyinleri inşa eder. Böylesi güvenilir itaat, sağ kalmak için önemlidir: bir güvenin ay tarafından yönlendirilmesine benzer. Ancak güvenilir itaatin yan etkisi körü körüne saflıktır. Kaçınılmaz yan ürün akıl virüsleri enfeksiyonlarına karşı savunmasızlıktır. Darwinci süregelmeyle ilgili kusursuz sebeplerden ötürü, çocuk beyinleri ebeveynlerine ve emanet edildikleri büyüklerine güvenme gereksinimi duyar. Kendiliğinden gelen sonuç şudur ki güvenen kişi iyi tavsiyeyi kötüden katiyen ayıramayacaktır. Çocuk, 'Timsahlarla dolu bir gölde yüzme" nasihatinin iyi bir nasihat olduğunu bilemeyebilir ama 'Dolunay olduğunda bir keçi kurban etmelisin, aksi takdirde yağmur yağmaz' inancı zaman ve keçi harcamanın en güzel örneğidir. Her iki öğüt de eşit miktarda eminmiş gibi görünür. Her ikisi de itibarlı bir kaynaktan gelir ve saygı buyuran ve itaat talep eden, heybetli bir ciddiyetle iletilir. Aynı durum dünya, kâinat, ahlak değerleri ve insan doğasıyla ilgili önerilerde de geçerlidir. Ve, büyük olasılıkla, çocuk büyüyüp kendi çocuklarını yetiştirmeye koyulduğunda, doğal olarak tıpatıp aynı bulaşıcı ciddi tutumla hepsini çocuklarına aktaracaktır (saçmalıkları da anlamlıları da).

Bu örnekte şunu beklemeliyiz ki, farklı coğrafi bölgelerde, farklı keyfi inançlar, ki bunların hiç birinin gerçeklere dayalı bir temeli yoktur, sonraki nesillere miras bırakılacak ve gübrenin ekinler için iyi olduğu inancında olduğu gibi, geleneksel irfanın faydalı parçaları olarak aynı görüş çerçevesinde inanılacaktır. Aynı zamanda batıl inançlar ve diğer gerçeklere dayanmayan inançların ya rastgele bir eğilimle ya da bir çeşit Darwinizm seçilimi benzeriyle yerel olarak evrimleşmesini beklemeliyiz (her nesilde değişim). Sonuçta bu durum ortak atalardan belirgin bir uzaklaşmanın örneğini sergileyecektir. Diller coğrafi ayrışma yeterince olgunlaştığında, ortak bir atanın dilinden sapmaya sürüklenirler (Bu konuya birazdan geleceğim.) Aynı durum nesilden nesile miras bırakılmış, temelsiz ve keyfi inançlar için ve de emirler için de geçerlidir; bunlar bir ihtimal, çocuk beyninin faydalı programlanabilirliğiyle kayda değer bir güç kazanmış inançlardır.

Dindar önderler çocuk beyninin savunmasızlığımın ve beyin yıkamayı erken yaşlarda yapmanın öneminin epey farkındadırlar. Cizvit iftihar kaynağı üslup, 'çocuğu bana ilk yedi yaşında verin ve ben size bir adam vereyim,' için basmakalıp (ya da şüpheli) dersek yanlış olmaz. Daha yakın geçmişte, günümüz yüz kızartıcı 'Aileye Odaklan' hareketinin öncüsü James Dobson', şu prensibi çok iyi benimsemişti: 'Gençlere öğretilenleri ve gençlerin deneyimlerini (gördüklerini, duyduklarını, düşündüklerini ve inandıklarını) kontrol altında tutanlar, ulus için geleceğin gidişatını belirler.

Ancak unutmayın, çocuk zihninin yararlı saflığına dair özgün iddiam yalnızca bir konu türüyle ilgili bir örnektir ve bu konu ay ya da yıldızlar tarafından yönlendirilen güve benzetmesi olabilir. Etnolog (Irkbilimci) Robert Hinde, Tanrı Neden Süregelir'de, antropolog Pascal Boyer, Açıklanmış Din'de ve Scott Atran, Tanrıya Inanırız'da, dinin, alışılageldik psikolojik eğilimlerin bir yan ürünü olduğu genel görüşünü birbirlerinden bağımsızca desteklemiştirler. Söylemeden geçemem, özellikle antropologların gözünde, yan ürünlerin çoğu, hem dünya dinlerinin çeşitliliğini, hem de bu farklı dinlerin ortak yönlerini vurgulamakta etkilidir. Antropologların bulguları yalnızca bize tuhaf görünür. Bunun sebebi alışılmamış bulgular olmalarıdır. Birinin dinsel inancı bu inançla yetiştirilmemiş bir diğerine tuhaf görünür. Boyer, Kamerun'daki Fang halkını araştırmıştır ki bu halk...

...cadıların bir hayvanınkine benzer ilave bir iç organı olduğuna ve bu organın geceleri uçarak diğer insanların ürünlerine zarar verdiğine ya da kanlarını zehirlediğine inanır. Ayrıca bu cadıların bazen muazzam ziyafetler için bir araya geldikleri ve ardından, bir yandan kurbanlarını mideye indirirken diğer yandan gelecekteki saldırılarını planladıkları söylenir. Halkın çoğu, bir arkadaşın arkadaşının gece cadıları köyün üstünde uçarken, bir muz ağacının yaprağında dinlenirken veya çeşitli saf kurbanlara sihirli mızraklar fırlatırken gerçekten gördüğünü söyleyecektir.


Boyer şahsi bir anekdotla devam eder:

Cambridge'teki bir üniversitede bir yemek sohbeti sırasında bu ve diğer egzotik halklardan bahsettim. Konuklarımdan birisi, önemli bir Cambridge ilahiyatçısı, bana doğru döndü ve şöyle dedi: 'İşte bu antropolojiyi hem büyüleyici hem de çok zor yapan şey. insanların böylesi safsatalara nasıl inandıklarını izah etmek zorundasın.' Bu söz beni oldukça sersemletmişti. Kendi inancının saçmalıklarına bakmadan, diğer inançları aşağılıyordu. Ben, daha uygun bir yanıt bulamadan sohbet başka yönlere kaydı.


Cambridge'li ilahiyatçının gerçek bir Hıristiyan olduğunu kabul edersek, muhtemelen aşağıdaki ifadelerin bir nevi bileşimine inandığını öne sürebiliriz:

• Atalarımızın yaşadığı zamanlarda, bir adam biyolojik bir babası olmaksızın, bakire bir anneden dünyaya geldi.
• Aynı babasız adam Lazarus isimli bir arkadaşını göreve çağırdı, ki Lazarus çok uzun zaman önce ölmüş, cesedi kokmuştu ve Lazarus acilen yaşama döndü.
• Babasız adam öldükten sonra dirildi ve üç gün saklandı.
• Kırk gün sonra, babasız adam bir dağın tepesine çıktı ve gökyüzüne yükselerek tamamen gözden kayboldu.
• Eğer kafanızın içinde gizli düşünceler geçirirseniz, babasız adam ve 'babası' (ki babası aynı zamanda kendisidir) düşüncelerinizi duyar ve buna göre davranabilir. Ayrıca dünyadaki herkesin düşüncelerini eşzamanlı olarak duyma yeteneği de vardır.
• Eğer iyi ya da kötü bir şey yaparsanız, aynı babasız adam bunların hepsini görür, hatta sadece siz yapmış olsanız bile. Gereğince cezalandırılabilir ya da ödüllendirilebilirsiniz, ölümünüzden sonra bile.
• Babasız adamın bakire annesi hiçbir zaman ölmedi ama bedenen cennete 'yükseldi'.
• Ekmek ve şarap, eğer bir papaz (testislere sahip olmak zorunda olan birisi) tarafından kutsanırlarsa, bu babasız adamın bedeni ve kanma 'dönüşüverirler.'


Objektif bir antropolog, Cambridge'te saha araştırması yaparken bu inançlar dizisini benimsemiş birinin küstahlığına maruz kaldığında sizce ne düşünebilir?

NOT: Yazının devamı: [Dine dönük psikolojik istek]

23 yorum:

abdullah dedi ki...

SİZ ÖNCE BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİYİ BİR OKUYUN ONDAN SONRA BU KOKMUŞ FİKİR VE ZEHİRLERİNİZİ KUSUN. YAZIK SİZE Kİ

abdullah dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
abdullah dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
abdullah dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
abdullah dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
abdullah dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
abdullah dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
abdullah dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
abdullah dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
abdullah dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
abdullah dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
abdullah dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
abdullah dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
abdullah dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
abdullah dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
abdullah dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
abdullah dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
abdullah dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
abdullah dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
abdullah dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
Adsız dedi ki...

bu tip fikirleri yorumlayamayacak kişilerin burada ne işi var hiçbir zaman anlayamadım. Fikrin kokuşmuş olduğunu söyleyebilmek için önce dinlemek, söylenenleri okumak, yorum yapmak sonra da neden karşı olduğunu açıklayabilmek gerek. Kokuşmuş?!? çok zayıf ve zavallı bir kelime olarak kalıyor, yazık...

Adsız dedi ki...

deneme

Adsız dedi ki...

insan ilk önce kendisine bakarsa
bunu daha iyi anlar bu şahsın richard ....... herneyse bilimle ilimle kanıtlayarak anlatamadıgını anca 30-40 sayfalık kitapla izah etmeye çalışmış . Okumak anlamak bile imkansız şöyle düşünelim insanoğlu bu gezegene sürekli karambole geliyosa neden akıllı konuşabilen bi hayvan neden karambole gelmez yada yeni bir canlı türü neden gelişmez doğa neden bunu türetmez rastlantı eseri dinozor başlı insan gövdeli kuş kuruklu bir canlı yada buna benzer saçma bi yaratık neden gelmez karambole olmuyormu doğa saçma sapan şeyleri önce denedi şimdi doğru canlılarımı üretiyor. herşey düzgün gelişiyor bu dünya neden tam tıkırında canlı üretir ..
saçma sapan olaylarla neden karşılaşmayız.herşey neden çifttir.karambole 3-4 türde insanlar neden piyasaya gelmiyor . yoksa doğa tutturamıyormu , 1400 sene önceki kitap insanoğlunun bir çiğnem etten yaratıldıgını nasıl tespit edebilmiş , bu dünyada hakimiyet neden insanların olmuş, herşeyin bir ilki varmıdır yokmudur evrende sürekli büyüdüğüne göre ilk hali nasıldı, bizler tek başımıza degiliz , herşey sistematik bi şekilde akıp duruyor taaaaaki amaca ulaşıncaya kadar .Lütfen biraz daha düşünelim ,insanın tek başına bu şekilde piyasada dolaşması mümkün degil .rastlantı diye bişeyde yoktur dünyada aslında hiçbirşey rastlantı degildir . kainatın efendisi allah C.C ye şükürler olsun . O kulunu yarattıgını iyi bilir , önce sınayacakki adalet yerini bulsun herşey apaçık ortada olsaydı bu test yaşamın bi anlamı olmazdı , dünyayı karıştıran yesin yedikleri naneleri ,yaşasın sefasını , atsın tutsunlar bakalım , onları gözetleyen bunları kaydediyor.hafıza ne kadar büyük bir nimet karambole bir hafıza düşünülebilirmi neyse konu uzaaaaar gider lütfen düşünelim
hata yapsak bile o rahman gene affediyor hepimiz günah işliyoruz ama rabbimize sıgınıyoruz .