Haberler

Haberler
Richard Dawkins - Olasılıksızlık Dağına Tırmanmak

7 Mart 2009 Cumartesi

Dinin bariz faydaları

DİNİN BARİZ FAYDALARI

Dinsel inançların insanı strese bağlı hastalıklardan koruduğu yönünde zayıf bir kanıt vardır. Kanıt kuvvetli değildir ancak telkin tedavisinin nadir durumlarda işe yaradığı mantığıyla yola çıkıp buna şaşırmayabilirdik, tabi eğer gerçek olsaydı. Bu gibi faydalı etkilerin dinin taleplerinin gerçek değerlerini hiçbir şekilde yükseltmeyeceğini eklemeye gerek olmadığını umut ederim. George Bernard Shaw'ın deyişiyle, 'Artık bir inançlının bir septikten daha mutlu olduğu görüşü, bir sarhoşun bir ayıktan daha mutlu olduğu görüşü kadar isabetli bir saptama değildir.'

Bir doktorun hastasına sağlayabileceği faydanın bir kısmını telkin ve güven tazeleme oluşturur. Bu üzerinde biraz düşünmeden değerlendirme yapılamaz bir durumdur. Doktorum telkinle tedaviyi harfi harfine uygulamaz. Ancak birçok kez, bazı 'önemsiz' hastalıklarım, stetoskobu boynunda zeki bir ifadeden çıkan güven tazeleyici bir ses sayesinde bir anda 'tedavi edilmiştir.' Plasebo* ilaç etkisi yeter derecede belgelenmiştir ve bunun çok da gizemli olduğunu söyleyemeyiz. Sahte haplar, hiçbir şekilde farmakolojik etkileri olmamakla birlikte, gözle görülür biçimde sağlığı düzeltirler. İşte bu sebeple double-blind ilaç testleri, bu plasebo ilaçları kontrol amaçlı kullanmak zorundadır. Ve yine aynı sebepten ötürü, homoepatik tedaviler de işe yarar görünmektedir. Üstelik plasebo kontrolünde kullanılan ilaçlarla aynı miktarda aktif etken maddeleri bulunup, oldukça etkisiz oldukları düşünülse de; yani sıfır moleküllü ilaçlar. Sırası gelmişken, bazı hukukçuların, doktorların alanına zarar vermek amacıyla el uzatmalarından dolayı doktorlar artık, tipik uygulamalarda, plasebo ilaçları reçeteye yazmaktan çekinir oldular. Ayrıca bürokrasi, doktorları hastanın yarar görebileceği plasebo ilaçları yazılı notlarla tanımlamaya mecbur bırakabilmektedir ki bu uygulama hiç şüphesiz tedaviye zarar verecektir. (Hasta aldığı ilacın plasebo olduğunu bilmemelidir, bilirse plasebo etkisi sağlanmayacağı için işlemin bir anlamı kalmaz.) Homoeopatlar daha başarılı bir tedavi sunabilirler çünkü Ortodoks pratisyenlerin aksine, hala plasebo ilaçları kullanma yetkileri vardır; ancak farklı bir isim altında. Ayrıca, homoeopatlar hastalarla sohbet etmeye daha fazla zaman ayırabilir ve bu şekilde daha basit bir tedavi tasarlayabilirler. Diğer taraftan, hastadan kan alma gibi etkin bir zarara katlanılan Ortodoks tıbbi uygulamalarının aksine, kolay ve acısız tedavi sunan homoeopati uzun geçmişinin ilk zamanlarında tesadüfen halk arasında itibar kazanmıştı.

Din stresi azaltarak ömrü uzatan bir plasebo mudur? Bu olasıdır, ancak bu teorinin, dinin stresi azaltmaktan ziyade körüklediği birçok durumun altını çizen kuşkucuların ağır eleştirilerine maruz kalması gerekir. Mesela, herhangi bir hastalığın, normal zekânın altında ve sıradan zaafları olan bir Roman Katoliği'nin dertli olduğu, yarı sabit bir ölüm korkusunun etkisiyle iyileşeceğine inanmak zordur. Belki sadece Katoliklerden söz etmek adaletsizce olabilir. Amerikalı komedyen Cathy Ladman konuyla ilgili şöyle bir görüş bildirir, 'Tüm dinler aynıdır; dinler temelde, farklı kutsal günlerinin yanı sıra, günahkârlıktır.' Her halükarda, plasebo teorisinin geniş ölçüde yaygın evrensel din fenomenine yeterli gelmeyeceğini düşünüyorum. Elimizdeki mantığın, dinin atalarımızın stresini azalttığı yönünde olduğunu sanmam. Bu teori yardımcı bir rol üstlenmiş olsa da bu meseleye ufak gelir. Din çok büyük bir fenomendir ve açıklaması daha büyük bir teoriyi gerektirir.

Diğer teoriler Darwinci açıklamaların ana fikrini hepten ıskalarlar. 'Din, kâinat ve kâinattaki yerimiz konularıyla ilgili merakımıza yanıt verir' ya da 'din telkin edicidir' gibi iddialardan bahsediyorum. Bölüm 10'da göreceğimiz üzere, bu konuyla ilgili psikolojik bir gerçek olabilir ancak bunun Darwinci açıklamayla bir ilgisi yoktur. Tıpkı Steven Pinker'ın, Akıl Nasıl İşler'de telkin teorisine iğneleyici bir tarzla değindiği gibi: 'Telkin teorisi yalnızca şu soruyu açığa çıkarır; akıl neden huzuru yanlış olduğu açıkça görülen inançlarda bulacak şekilde evrim geçirir? Soğuk bir insan, sıcak olduğuna inanarak huzura kavuşamaz; bir aslanla karşı karşıya gelen bir insan, bir tavşan olduğuna inanarak içini rahatlatamaz.' Telkin teorisi en azından Darwinizm terimlerine tercüme edilmelidir ve bunu yapmak sandığınızdan daha zordur. İnsanların bazı inançları hoş ya da nahoş bulmasının psikolojik açıklamaları, sanılanın aksine esaslı değil belli belirsiz açıklamalardır.

Darwinciler, esaslı açıklamalar ile belli belirsiz olanlar arasındaki farka çok önem verirler. Bir içten yanmalı motorun silindirlerinin içindeki patlamaya sunulan belli belirsiz bir açıklama, buji kablosuna işaret edecektir. Esaslı açıklama, patlamanın hangi amaç için tasarlandığıyla ilgilenir: silindirin içindeki pistonu harekete geçirmek ve eş zamanlı olarak krank milini döndürmek. Dinin belli belirsiz nedeni, beynin belirli bir boğumundaki aşırı hareketlilik olarak tanımlanabilir. Beyindeki bir 'tanrı merkezi' nörolojik görüşünü desteklemeyeceğim çünkü burada belli belirsiz sorularla vakit kaybetmemeliyim. Amacım aşağılamak değildir. Özlü bir tartışma için Michael Shermer'in Nasıl İnanırız: Bilim Çağında Bir Tanrı Arayışı adlı kitabını tavsiye ederim, ki bu kitap düşsel, dinsel deneyimlerin geçici lop epilepsiyle ilgili olduğunu iddia eden Michael Persinger ve diğerlerinin görüşleriyle doludur.

Ancak bu bölümdeki asıl hedefim Darwinci mantıktan beslenen açıklamalardır. Nörobilimciler beyinde bir 'tanrı merkezi' keşfetseler bile, benim gibi Darwinizmci bilim adamları, yine de buna yol açan bir doğal seçilim baskısı olup olmadığını öğrenmek isterler; atalarımız arasından beyinlerinde bir tanrı merkezi yaratma genetik eğiliminde olanlar neden rakiplerinin erişemediği sayıda torun sahibi olup, sağ kalmışlardır? Darwinizm temelli sorgu, nörolojik belli belirsiz sorgudan ne daha iyi bir sorgudur, ne daha derin bir sorgudur ne de daha bilimsel bir sorgudur. Fakat benim burada incelemeye alacağım bir sorudur.

Darwinciler şu gibi politik açıklamalarla da tatmin olmazlar; 'Din egemen kesim tarafından alt kesimi zaptetmek için kullanılan bir araçtır.' Amerika'daki siyahî kölelerin bir başka yaşam vaatleriyle telkin edildikleri yadsınamaz bir gerçektir. Bu yolla siyahilerin yaşama dair hoşnutsuzlukları köreltilmiş ve bu durum köle sahiplerine fayda sağlamıştır. Dinlerin, alaycı papazlar ya da hükümdarlar tarafından kasten tasarlanıp tasarlanmadığı ilginç bir sorudur ve dolayısıyla tarihçiler buna kulak vermelidir. Ancak bu aslında bir Darwinizm sorusu değildir. Darwinizm, insanların neden dinin albenisine karşı savunmasız olduklarını ve doğrudan doğruya papazların, politikacıların ve kralların istismarına açık olduklarını merak eder.

İnsani iyiliğe inanmayan bir tahrifçi, cinsel şehveti politik gücün bir aracı olarak kullanabilir ancak yine de bunun nasıl işlediğine dair bir Darwinizm açıklamasına ihtiyacımız olur. Cinsel şehvet meselesinde yanıt gayet basittir: beyinlerimiz cinsellikten zevk alacak bir sistemle çalışır çünkü cinsellik, doğal koşullarda, bebek üretir. Bir politik tahrifçi amacına ulaşmak için işkenceyi de kullanabilir. Bu noktada Darwinizm işkencenin neden etkili olduğu konusundaki açıklamayı sağlamak zorundadır; şiddetli acıdan korunmak için neden neredeyse her şeyi yaparız? Sorunun bayağılık sınırında olduğu açıktır ancak Darwinizm yine de konuyu ayrıntılarıyla aydınlatmalıdır: Doğal seçilim acı algısını, yaşam tehdidi içeren bedensel zararın bir işareti olarak belirlemiş ve bizi bundan sakınmak üzere programlamıştır. Acı hissetmeyen ya da acıyı umursamayan nadir bireyler genelde yaralanarak erken yaşta ölürler. Biz geriye kalanlar ise bundan ders alıp, acıdan korunmak için geri adım atarız. İster insanlarla alay etmek için, ister keyfi beyan edilsin, sonuçta tanrı arzusu ne ifade etmektedir?

(* Plasebo ilaç olarak, Plasebo Etkisi adı verilen psikolojik etkiyi sağlamak üzere verilen tesirsiz maddelerin genel ismidir. Plasebo Etkisi, hastaların tesirsiz maddeleri ilaç sanmalarını sağlayarak teskin edil¬mesini ve sonuç olarak hastanın inancından yararlanarak bazı durumlarda kısmı iyileşme sağlanmasını hedefler.)

NOT: Yazının devamı: [Grup seçilimi]

0 yorum: