SANKİN OL ÇÜNKÜ MEMLERİN ÜZERİNDE YÜRÜYORSUN
"Dini meseleler deki gerçeklik, temelsizce süregelmiş bir fikirden başka bir şey değildir"
O S C A R WI L D E
O S C A R WI L D E
Bu bölüm şu gözlem sonucuyla başlar; Darwinci doğal seçilim bir türün değersiz herhangi bir ortak özelliğini asla ayıklamayacağından (mesela din gibi) bu özellik mutlaka bir fayda sağlıyor olmalıdır, aksi takdirde süregelemezdi. Lakin bu faydanın bireyin sağ kalması ya da üreme başarısıyla ilgili olması gerekmemektir. Gördüğümüz üzere, nezle virüsünün genlere faydası, biz insanlar arasındaki bu berbat rahatsızlığın heryerdeliğini tatminkâr düzeyde açıklamıştır.1 Üstelik faydalananın genler olması da gerekmez. Herhangi bir kopyalayıcı aynı vazifeyi görür. Genler yalnızca kopyalayıcılarm en açık örnekleridir. Diğer adaylar ise, bilgisayar virüsleri ve kültürel miras öğeleri ve bu bölümün konusu olan memlerdir. Eğer memleri anlamak istiyorsak, önce doğal seçilimin tam olarak nasıl işlediğini biraz daha yakından incelemeliyiz.
En genel haliyle, doğal seçilim alternatif kopyalayıcılar arasından bir seçim yapmak zorundadır. Bir kopyalayıcı, hatalı veya 'değişmiş' kopyaları arasından kendisinin birebir kopyalarını üreten bir parça kodlanmış bilgidir. Bu, Darwinci açıklama gerektiren bir konudur. Kopyalanan bu iyi türden kopyalayıcılar, kopyalanmayacak kadar kötü, alternatif kopyalayıcılara karşın sayıca fazlalaşırlar. Bu en temel açıklamasıyla doğal seçilimdir. Prototip kopyalayıcı gendir ve gen sayısız nesiller boyunca, hemen her zaman kesin doğrulukta kopyalanmış ve genişlemiş bir DNA'dır. Mem teorisinin başlıca sorgusu, tıpkı genlerde olduğu gibi, gerçek kopyalayıcılar gibi işleyen kültürel taklit öğelerinin olup olmadığıdır. Memlerin ister istemez genlerin yakın benzerleri olduğunu iddia etmiyorum, genlerle ne kadar benzer olurlarsa, mem teorisi o kadar başarılı olur ve bu bölümün amacı mem teorisinin özel bir durum olan dinde işe yarayıp yaramadığını sorgulamaktır.
Gen dünyasında, kopyalamadaki nadir hatalar (değişimler), bir gen havuzunun herhangi bir genin alternatif değişkenlerini (allel genler: türdeş kromozomlarda, bir genin farklı kişisel özelliklerden sorumlu iki alternatif formundan birisi) barındırdığından emin olmamızı sağlar ve bu nedenle bu genlerin birbirleriyle rekabet ettikleri söylenebilir. Rekabetin amacı nedir? Rekabet, bu allel genler takımına ait olan belirli bir kromozomsal yer ya da 'gezenek' içindir. Ve nasıl rekabet ederler? Doğrudan bir moleküller arası çarpışma olmasa da vekâleten bir çarpışmadan bahsedebiliriz. Vekiller, genlerin 'fenotipsel özellikleridir' (kalıtımsal dış görünüş); bacak uzunluğu ya da post rengi gibi: Genlerin görünümü ayrıntılı olarak anatomi, fizyoloji, biyokimya ya da davranışla açıklanır. Bir genin akıbeti genelde peş peşe içinde barındığı bedenlerle ilgilidir. Bu bedenleri ne ölçüde etkilediği, gen havuzunda sağ kalma olasılıklarını belirler. Nesiller ilerledikçe, gen havuzundaki fenotipik özelliklerinin etkilerine göre genlerin frekansları artar ya da azalır.
Bu durum memlerde de geçerli olabilir mi? Kromozomlar, gezenekler, alleller ya da cinsel birleşimlerin karşılığı açıkça olmadığından bir bakıma genlerden farklıdırlar. Mem havuzu gen havuzuna kıyasla daha plansız ve daha düzensizdir. Yine de, bir mem havuzunu dile getirmek pek saçma değildir, ki bu havuzdaki ayrıntılı memlerin, alternatif memlerin rekabete dayalı etkileşimlerinin bir sonucu olarak 'frekansları' değişebilir.
Bazı insanlar çeşitli temellere dayanarak memsel açıklamalara karşı çıkarlar ki bu durum genelde memlerin bütünüyle genler gibi olmadığı gerçeğinden kaynaklanır. Bir genin kesin fiziksel doğası artık bilinirken (bir dizi DNA) memlerin doğası bilinmemektedir ve farklı mem bilimciler bir fiziksel çözümden diğerine geçerek birbirlerinin aklını karıştırırlar. Memler yalnızca beyinde mi bulunur? Ya da, örneğin belirli bir şiirin her kâğıt kopyası ya da elektronik kopyasına mem denilebilir mi? Ayrıca genler kesin doğrulukta kopyalanır ancak eğer memler de kopyalanıyorsa, bu şüpheli bir doğruluk değil midir?
Memlerin bu sözümona sorunları abartılmaktadır. En mühim itiraz, Memlerin Darwinci kopyalayıcılar gibi işleyemeyecek kadar yetersiz doğrulukta kopyalanıyor olduğu iddiasıdır. Kuşku şundan kaynaklanır ki, eğer her nesildeki 'değişim oranı' yüksek ise, Darwinci seçilim mem havuzundaki frekansına etki edemeden mem değişerek kendi kendini yok eder. Ancak bu sorun yanıltıcıdır.
Genç bir çırağa özel bir beceriyi öğretmeye çalışan bir marangoz ustasını hayal edin ya da tarih öncesine ait bir taş yontucuyu. Eğer çırak ustasının her el hareketini doğrulukla tekrarlarsa, Memin usta, çırak aktarımının birkaç 'nesil' boyunca hiç değişmediğini görmeyi beklersiniz. Ancak elbette ki çırak her el hareketini doğrulukla tekrarlamayacaktır. Çünkü bu komik kaçacaktır. Bunun yerine, ustasının ulaşmaya çalıştığı amacı dikkate alacak ve bunu taklit edecektir. Gerektiği kadar çekiç darbesi uygulayıp, çiviyi çıkıntı yapmayacak şekilde çakacaktır ve bu darbelerin sayısı muhtemelen ustasının darbeleriyle eşit olmayacaktır. Sınırsız sayıdaki taklit eden 'nesillere' hiç değişmeden geçebilen taklitler işte bu gibi kurallardır; uygulamanın ayrıntılarının bireyden bireye ve durumdan duruma farklılık göstermesinin önemi yoktur. Örmede kullanılan dikiş stilleri, halat düğümleri ya da balık ağları, origaminin kâğıt katlama modelleri, çömlekçilik ve marangozlukta faydalı püf noktaları: bunların hepsi gerçekten bazı esaslarından sadeleştirilerek sınırsız sayıda taklit nesile hiç değişmeden aktarılabilir. Ayrıntılar bireysel özelliklere dayalı olarak zamanla kaybolup gidebilir ancak konunun özü herhangi bir değişikliğe uğramadan nesilden nesile geçer ve bu, mem-gen benzeşiminin işlemesi için yeter de artar.
Susan Blackmore'nin Mera Makinesi isimli kitabındaki önsözümde, bir Çin yelkenlisi yapmaya yarayan origami yönteminden bahsetmiştim. Bu, otuz iki katlama (ya da benzeri) işlemi gerektiren oldukça karışık bir tariftir. Sonuç, (Çin yelkenlisi) hoş bir cisimdir ve 'embriyolojisini' (tasarı aşamaları) belirten üç ara aşama da öyle (ismen, 'katamaran', 'iki kapaklı kutu' ve 'çizim iskeleti'). Tüm bu işlem bana gerçekten bir embriyo zarının şekil değiştirirken blastula'dan gastrula'ya ve neurula'ya. geçişini anımsatır (katlanma ve çukur yaratma safhaları). Çin yelkenlisi yapmayı babamdan çocuk yaşlardayken öğrenmiştim. Babam ise yine aynı yaşlardayken bu becerisini yatılı okulda edinmiş. Onun zamanında, bir okul müdiresi sayesinde başlayan Çin yelkenlisi çılgınlığı okula tıpkı bir kızamık salgını gibi yayılmış ve ardından yine tıpkı bir kızamık salgını gibi ortadan kaybolmuş. Yirmi altı yıl sonra, müdirenin ayrılmasının üzerinden onca yıl geçmişti ki, ben de aynı okula yazıldım. Modayı tekrar başlattım ve yine başka bir kızamık salgını gibi yayıldı ve yine kayboldu. Bu gibi öğretilebilir becerilerin salgın bir hastalık gibi yayılabilmesi bize memetik iletmenin kesin doğruluğuyla ilgili önemli bir fikir verir. 1920'lerde babamın kuşağından çocukların yaptığı yelkenlilerle, 1950'lerde benim kuşağımın yaptığı yelkenliler arasında genel özellikler açısından bir fark olmadığından emin olabilirsiniz.
Şu deneyle bu fenomeni daha sistematik biçimde inceleyebiliriz: çocuk oyunu Çinli Fiskos'un (Amerikalı çocuklar aynı oyuna Telefon diyorlar) bir uyarlaması. Daha önce hiç Çinli yelkenlisi yapmamış iki yüz kişiyi alın ve bu kişileri onar kişilik takımlar halinde yirmiye ayırın. Bu yirmi takımın liderlerini bir masanın etrafına çağırın ve onlara Çin Yelkeni yapmayı uygulamalı olarak öğretin. Ardından bu liderler kendi takımlarından bir ikinci kişiye, diğerleri görmeyecek şekilde, yine uygulamalı olarak Çin Yelkeni yapmasını öğretsin. Sonra her ikinci 'kuşak' kişi, kendi takımındaki bir üçüncü kişiye bunu öğretsin ve bu işlem her takımın onuncu bireyine kadar devam etsin. Yapılan tüm yelkenleri alın ve sonradan yapacağınız kontrol için üzerlerine hangi takıma ve hangi 'kuşağa' ait olduklarını belirten rakamlar yerleştirin.
Bu deneyi ben henüz gerçekleştirmedim (bunu yapmayı isterim) ama sonuçlar hakkında oldukça güçlü tahminlerim var. Tahminime göre, bu yirmi takımın hepsi bu beceriyi onuncu üyelerine kadar geçirmeyi başaramayacaktır ancak kayda değer sayıda takım bunu başaracaktır. Takımların bazılarında hatalar meydana gelecektir: belki de zincirdeki zayıf bir halka, yönergedeki çok önemli bir adımı unutacak ve ardından gelen herkes aynı hataya düşecektir. Belki de takım 4 nolu 'katamarana' kadar gelecek ama hemen ardından bocalayacak. Belki de takım 13'ün sekizinci üyesi 'iki kapaklı kutu' ve 'çizim iskeleti'nde bir 'değişim' yaratacak ve bu takımın dokuzuncu ve onuncu üyesi değişmiş türü kopyalayacak.
Şimdi, bu takımlardan beceriyi onuncu kuşağa başarılı bir şekilde aktaran takım için ilerde bir tahmin yapacağım. Eğer yelkenlileri 'kuşaklarına' göre sıralarsanız, kuşak sayısında sistematik bir kalite bozukluğu göremezsiniz. Diğer taraftan, eğer her yönden aynı ama aktarılan beceri olarak origami değil de yelkenlinin bir eskizini kopyalamak olduğu bir deney yapmak isterseniz, 1. Kuşaktan 10. Kuşağa kadar 'sağ kalan' örneğin doğruluğunda kesinlikle sistematik bozulmalar saptarsınız.
Deneyin eskiz uyarlamasında, tüm 10. Kuşak eskizler 1. Kuşak eskizlerle bazı küçük benzerlikler gösterecektir. Ve her takım içinde, sonraki kuşaklara doğru ilerlerken benzerlik, düzensiz bir istikrarlılıkla bozulacaktır. Deneyin origami uyarlamasında, bunun aksine, hatalar ya hep ya hiç olacaktır: bunlar 'dijital' değişimlerdir. Bir takım hata yapmadığında onuncu kuşak yelkenli ortalamada, beşinci ya da birinci kuşak yelkenliden ne daha kötü, ne daha iyi olacaktır; ya da kuşaklardan birinde bir 'değişim' ortaya çıkacak ve hatalı kuşağın arkasından gelen kuşakların tüm çabaları baştan aşağı fiyasko olacaktır çünkü takipçiler bu değişimi genelde bağlılıkla devam ettirirler.
Bu iki beceri arasındaki önemli fark nedir? Origami becerisi ayrık eylem serilerinden oluşur, bu eylemlerin her birisinin kendi içinde yerine getirilmesi basittir. Çoğunlukla işlemler şöyledir, 'her iki tarafı ortaya doğru katlayın.' Belirli bir takım üyesi adımı beceriksizce gerçekleştirebilir ama her ne olursa olsun takımın bir sonraki üyesinin ne üretmeye çalışacağı açıktır. Origami adımları 'kişisel standartlaştırmadır.' Onları 'dijital' yapan da işte budur. Marangoz ustası örneğimdeki gibidir, ki ustanın tahtadaki çivi kafasını çekiç darbelerinin ayrıntılarını dikkate almaksızın dümdüz etme gayesi çırağı için çok nettir. Bir origami tarifinin belirli bir adımını ya doğru ya da yanlış öğrenirsiniz. Eskiz becerisi, bunun aksine, analog bir beceridir. Herkes başarılı olabilir ancak bazıları bir eskizi diğerlerine göre daha doğru olarak kopyalar ve hiç kimse kusursuzca kopyalayamaz. Kopyanın doğruluğu harcanan zaman ve özen miktarına bağlıdır ve bunlar sürekli olarak değişen niceliklerdir. Üstelik bazı takım üyeleri doğrudan kopyalamak yerine eskiz örneğini güzelleştirir ve 'geliştirir.'
Kelimeler (en azından bilindiklerinde) tıpkı origami işlemleri gibi 'kişisel standartlaştırmadır.' Orijinal Çinli Fiskos oyununda (Kulaktan Kulağa) ilk çocuk aklından bir hikâye adı ya da bir ifade geçirir ve bir sonraki çocuktan bunu üçüncü çocuğa aktarmasını ister ve bu silsile devam eder. Eğer cümle veya ifade altı yedi kelimeden oluşuyor ve tüm çocukların ana dilinde ise, on kuşak boyunca değişmeden sağ kalması için şans var demektir. Eğer alışılmadık bir yabancı dildense, çocuklar kelime kelime tekrarlamaktan ziyade fonetik olarak örnek almaya zorunludur ve bu ileti sağ kalamaz. Kuşaklar boyunca bozulma örneği eskizde olduğu gibidir ve değişecektir. İletinin çocukların ana dilinde bir anlamı varsa ve 'alleP ya da 'fenotip' gibi alışılmadık kelimeler içermiyorsa, sağ kalır. Sesleri fonetik olarak taklit etmek yerine, her çocuk her kelimeyi sınırlı bir kelime haznesinin öğeleri olarak ayırt edecek ve aynı kelimeyi ayıklayacaktır (seçim), üstelik çocuklar arası geçiş olurken kelimeler büyük ihtimalle farklı aksanlarla telaffuz edilmesine rağmen. Yazılı lisan da kişisel standartlaştırmadır çünkü kâğıt üzerindeki kıvrımlı çizgiler, ayrıntılarda her ne kadar farklı olursa olsunlar sonu olan bir alfabeden edinilirler, mesela 26 harflik bir alfabe.
Menilerin kişisel standartlaştırma işlemine bağlı olarak bazen oldukça kesin doğruluk sergileyebilmesi mem gen benzeşiminden kaynaklanan bazı yaygın itirazları karşılamaya yeterlidir. Nasıl olursa olsun, mem teorisinin esas gayesi gelişiminin bu başlangıç zamanlarında, Watson-Crick genetiğiyle eş değerdeki anlaşılır bir medeniyet teorisi desteklemek için değildir. Memleri savunmakta ilk amacım, aslında, genin tek Darwinci açıklama olduğu izlenimine bir karşı atak yapmaktı; Bencil Genin yaydığı bir izlenim. Peter Richerson ve Robert Boyd'un, 'mem' kelimesinin benimsenmemesi için sebepler sunmalarına ve bu ifade yerine 'kültürel değişkenler' ifadesini yeğlemelerine rağmen, özenli ve değerli kitapları Not by Genes Alone (Sadece Genler Sayesinde Değil) ile konunun önemini vurgularlar. Stephen Shennan'ın Genler, Memler ve İnsanlık Tarihi, Boyd ve Richerson'ın daha önce yazdıkları mükemmel kitap Medeniyet ve Evrimsel Süreç'ten esinlenmişti. Memleri ele alan diğer kitap örnekleri Robert Aunger'in Elektrik Mem, Kate Distin'in Bencil Mem ve Richard Brodie'nin Akıl Virüsü: Modern Mem Bilimi'd ir.
Ancak mem teorisini diğerlerine kıyasla daha ileri taşıyan Mem Makinesi isimli kitabıyla Susan Blackmore'dur. Beyinlerle dolu bir dünyayı ve bu beyinleri işgal etmek için itişip kakışan memleri defalarca gözünde canlandırır (ya da diğer hazne ya da nakil hatlarını, bilgisayarlar ya da radyo frekans bantları gibi.) Bir gen havuzundaki genlerde olduğu gibi, hüküm sürecek memler, kendilerini kopyalamakta iyi olanlar olacaktır. Bunun sebebi, tıpkı ölümsüzlük meminin bazı insanları açıkça cezbetmesi gibi, başarılı kopyalanan memlerin kendiliğinden bir çekicilik kazanmış olmalarıdır. Ya da bu sebep, mem havuzunda çoktan sayıca fazlalaşmış diğer memlerin varlığında gelişecek olmaları olabilir. Bu, karmaşık memler ya da 'mempleksleri' doğurur. Memlerde olduğu gibi, benzeşimin genetik kaynağına dönerek bir anlam çıkarabiliriz.
Daha açıklayıcı bir anlatım sunmak için genleri birbirinden bağımsızca hareket eden izole birimler olarak düşündüm. Ancak elbette birbirlerinden bağımsız değildirler ve bu durum kendini iki yolla belli eder. İlkin, genler doğrusal bir uyum içerisinde olan kromozomlardır ve böylelikle, kuşaklar boyunca yol alırken bitişik kromozomsal yerleri işgal etmiş diğer genlerin eşliğinde yol alırlar. Biz doktorlar bu tür bir bağlantıya eklem deriz ve bu konuyu daha fazla uzatmayacağım çünkü memlerin kromozomları, allel genleri ya da cinsel birleşimleri yoktur. Genlerin bağımsız olmadığı diğer görüş genetik bağlantıdan çok farklıdır ve bu noktada sağlam bir memetik benzeşim vardır. Bu durum embriyolojiyle ilgilidir ki bu genetikten tamamen farklıdır (bu unsur sık sık yanlış anlaşılır). Bedenler fenotipik mozaik parçalardan oluşan yap-bozlar değildir, her parçada farklı bir genin payı vardır. Genler arasında ya da anatomi veya davranış birimleri arasında birebir benzeşme yoktur. Genler, bir bedeni sonuçlandıran gelişimsel süreçlerin programlamasında yüzlerce diğer genle 'iş birliği' yaparlar, tıpkı bir yemekle sonlanan aşçılık sürecindeki iş birliği yapan tarif kelimeleri gibi. Tarifin her kelimesi yemeğin farklı lokmalarına tekabül etmez.
Demek ki genler bedenleri inşa etmek için kümelenirler ve bu, embiryolojinin en önemli prensiplerinden biridir. Doğal seçilimin gen kümelerini, alternatif kümeler arasındaki bir tür grup seçilimiyle desteklediğini söylemek caziptir. Bu şaşkınlıktır. Gerçekte olan ise gen havuzundaki diğer genlerin ortamın büyük bir bölümünü oluşturduğu ve bu ortamda her genin allel geni karşısında seçilime uğradığıdır. Çünkü her gen diğer genlerin varlığında başarılı olmak üzere ayıklanır (ki bu diğerleri de aynı yolla ayıklanmıştır) işbirliği yapan gen kümeleri su yüzüne çıkar. Burada planlı bir ekonomiden çok bağımsız pazar yeri benzeri bir durum vardır. Bu pazarda bir kasap ve bir ekmekçi için yer vardır, belki de bir şamdan imalatçısı için küçük bir boşluk. Bu olay kasap + ekmekçi + şamdan imalatçısı şirketine yardımda bulunan bir merkezi plancıya sahip olmaktan farklıdır. Görünmez bir el tarafından birleştirilen, iş birliği yapan kümeler görüşü dinsel memler ve işleyişlerini anlamamız konusunda baz alacağımız bir temeldir.
Farklı türden gen kümeleri farklı gen havuzlarında ortaya çıkar. Etobur gen havuzları, av belirleme algısı organlarını, av yakalama pençelerini, köpek dişlerini, et sindirimi enzimlerini programlayan genleri ve diğer birçok farklı geni içerir, her gen diğerleriyle iş birliği yapmak üzere mükemmelce ayarlıdır. Diğer yandan, otobur gen havuzlarında, karşılıklı uyumlu çeşitli gen serilerinin birbirleriyle dayanışmaları desteklenir. Bir genin fenotipinin, ait olduğu türün çevresiyle uygunluğu yönünde desteklendiği fikrine kulaklarımız aşinadır: çöl, ormanlık alan ya da bunun gibi. Burada belirtmek istediğim husus, bu genin aynı zamanda kendi gen havuzundaki diğer genlerle olan uyumunun da desteklenmesidir. Etobur bir gen otobur bir gen havuzunda sağ kalamaz ve otobur bir gen de bir etobur havuzda. Bir genin uzun vadeli bakış açısıyla, türlerin gen havuzu (cinsel üretim ile karışan ve yeniden karışan gen serisi) her genin işbirliği kapasitesiyle ayıklandığı genetik bölgeyi oluşturur. Mem havuzları gen havuzlarına göre daha düzensiz ve yapışız olsa da, hala bir mempleksteki her memin 'çevresinin' önemli bir parçası olan bir mem havuzundan bahsedebiliriz.
Bir mempleks, sağ kalmakta başarılı olmaları zorunlu olmasa da mempleksteki diğer üyelerin arasında başarıyla sağ kalan bir memler serisidir. Önceki kısımda dil evriminin ayrıntılarının bir tür doğal seçilimle desteklendiğinden emin olmadığımı belirtmiştim. Varsayımıma göre dil evrimi gelişigüzel bir sürüklenmeyle hüküm sürüyordu. Bazı ünlü ve ünsüzlerin diğerlerine nazaran dağlık arazide daha başarılı olduğu ve bu yüzden isviçre, Tibet ve Ant Dağı lehçelerinin tipik sesleri halini almaları, diğer bazı seslerin ise sık ormanlarda fısıldamaya uygun olduklarından Pigme ve Amazon dillerinin karakteristiği oldukları görüşü oldukça mantıklıdır. Ancak dilin doğal seçilimiyle ilgili verdiğim örnek (Büyük Ünlülerin Değişimi'nin işlevsel bir açıklaması olmalı teorisi) aynı türden değildir. Bundan ziyade, karşılıklı uyum içerisindeki memplekslere uyum sağlayan memlerle ilgilidir. İlk önce bilinmeyen nedenlerle bir ünlü değiştirildi; belki de sevilen ya da güçlü bir birey taklit edildi, örneğin İspanyolca peltek konuşma tarzının iddia edilen kökeninde olduğu gibi. Büyük Ünlü Değişiminin nasıl başladığını fazla önemsememek gerekir: bu teoriye göre, bir ünlünün değişmesiyle birlikte belirsizliği azaltmak için, diğer ünlüler de sırasıyla değişmelidir ve bu aşama aşama devam eder. Sürecin bu ikinci adımında, memler varolan mem havuzlarının geçmişine dayalı olarak ayıklanır ve dolayısıyla karşılıklı uyumlu memlerden oluşan yeni bir mempleks gelişir.
En sonunda memetik din teorisinden bahsedecek kadar bilgiliyiz. Bazı dinsel görüşler, tıpkı bazı genler gibi, salt yararlık sayesinde süregelir. Bu memler çevrelerindeki diğer memleri dikkate almaksızın herhangi bir mem havuzunda sağ kalabilir. (Şu çok önemli konuyu yinelemeliyim ki 'yararlık' sözcüğünün buradaki anlamı sadece 'havuzda sağ kalma becerisidir.' Bundan başka bir hükmü yoktur.) Bazı dinsel görüşler ise mem havuzundaki sayıca fazlalaşmış diğer memlerle uyumluluklarından ötürü, bir mempleksin parçası olarak sağ kalırlar. Aşağıdaki kısmi listede, ya salt 'yararlık' oldukları için ya da varolan mempleksle uyumlu oldukları için sağ kalmaları mümkün olabilen dinsel memler vardır:
• Öldükten sonra yaşamaya devam edeceksiniz.
• Eğer savaşta şehit düşerseniz, cennetin bilhassa şahane bir bölümüne gideceksiniz ve burada yetmiş iki bakireyle keyif çatacaksınız (zavallı bakirelerin halini bir düşünün.)
• Kâfirler, küfürbazlar ve din değiştirenler öldürülmelidir (ya da cezalandırılmalıdır, örneğin sürgün edip, aileleriyle görüşmeleri engellenerek.)
• Tann'nın yüce meziyetlerine inan. Eğer inancının bocaladığını hissedersen, bunu onarmak için sıkı çalış ve inançsızlığın konusunda yardım etmesi için Tanrı'ya yalvar. (Pascal'ın Riski'nden bahsederken şu ruhaf sanıdan bahsetmiştim ki Tann'nın bizden tek istediği sadece inanmaktır. O an bunu bir tuhaflık olarak nitelemiştim. Şimdiyse elimizde somut bir açıklama var.)
• İman (kanıtsız inanç) bir erdemdir. İnançlarınız kanıta ne kadar karşı gelirse, o ölçüde erdemlisinizdir. Mantığa ve kanıta gerek duymadan, gerçekten tuhaf, dayanaksız ve katlanılmaz bir şeye inanmayı beceren üstat inançlılar özellikle çok iyi ödüllendirileceklerdir
• Herkes, hatta dinsel inançları olmayanlar dahi, bu üstatlara istemsiz ve sorgusuz bir riayetle azami seviyede saygı duymalıdır (bunu Bölüm l'de gördük)
• Bazı esrarengiz şeyler vardır ki (Kutsal Üçleme, dönüşüm, cisimleşme gibi) bunları anlamayı amaçlamayız. Bunlardan birini bile anlamaya çalışmayın, çünkü bu girişim esrarengizliğine zarar verebilir. Bunlara gizem diyerek tatmin olmanın yollarım öğrenin.
• Hoş müzik, sanat ve yazıtlar dinsel fikirlerin kopyalanmış simgeleridir.
Yukarıdaki listede bazı başlıkların büyük olasılıkla mutlak sağ kalma değerleri vardır ve herhangi bir mempleks içinde gelişeceklerdir. Ancak, genlerde olduğu gibi, bazı memler sadece diğer memlerin uygun zeminine dayalı olarak sağ kalır ve alternatif memplekslerin ortaya çıkmasına öncülük eder. İki farklı din iki farklı mempleks olarak görülebilir. Belki de İslam etobur bir gen bileşimine, Budizm ise otobur bir bileşime benzemektedir. Bir dinin, her anlamda, diğer bir dinden daha 'iyi' olmadığı görüşü gibi etobur genler de otobur genlerden daha 'iyi' değildir. Bu tür dinsel memlerin sağ kalmak için herhangi bir katışıksız uygunluklarının olması şart değildir; bununla birlikte, ait oldukları dinin diğer memlerinin arasında gelişmek anlamında iyidirler ancak diğer dinlerin memlerinin arasında aynı başarıyı gösteremezler. Bu örneğe göre, Roman Katolikliği ve İslam ister istemez ayrık bireyler tarafından tasarlanmış değildir ancak aynı mempleksin diğer memlerinin arasında gelişmiş memlerin, alternatif koleksiyonları olarak bağımsızca evrimleşmişlerdir.
Düzenli dinler halklar tarafından düzenlenmiştir: papazlar, piskoposlar, hahamlar, imamlar ve Ayetullahlar. Ancak, Martin Luther ile ilgili değindiğim konuya tekrar dönersek, bu dinlerin insanlar tarafından tasarlandığı ve ifade edildiği anlamına gelmez. Dinler nüfuz sahibi bireylerin yararına kullanılmış ve üzerlerinde oynama yapılmış olsa da, kuvvetle muhtemeldir ki her dinin ayrıntılı yapısı büyük ölçüde bilinçsiz evrim tarafından şekillenmiştir. Dinlerin hızlı evrimi ve uyuşmazlığına açıklama sunmakta çok ağır kalan genetik doğal seçilimle değil. Söylentiler ışığında, genetik doğal seçilimin rolü, beyni, beynin tercihlerini ve eğilimlerini karşılamaktır; donanım platformu ve alt seviye sistem yazılımı (donanım, yazılım), ki bunlar memetik seçilimin zeminini oluşturur. Bu zemin belirlendiğinde, bir tür memetik doğal seçilim belirli dinlerin ayrıntılı evrimlerine akla yakın bir açıklama sunabilirmiş gibi görünüyor. Bir din evriminin ilk aşamalarında, dinin bir düzen kazanmasından önce, sade ve kolay memler insan psikolojisine dayalı evrensel çekiciliklerinin avantajıyla sağ kalırlar. Tam bu noktada, dinsel mem teorisi ve dinin psikolojik yan ürün teorisi örtüşür. Sonraki aşamalar, din düzenli, ayrıntılı ve keyfi olarak diğer dinlerden farklı bir hal aldığında, mempleks teorisiyle yeterli düzeyde masaya yatırılabilir; karşılıklı uyumlu memler kümesi. Bu, papazlar ve diğerleri tarafından kasti tahrif ilave rolünü diskalifiye etmez. Dinler büyük olasılıkla, en azından kısmen, zekice tasarlanmışlardır, tıpkı sanat tarzı ve modaları gibi.
Kendi bütünlüğü içinde hemen hemen zekice tasarlanmış bir diğer din Scientology'dir1 ancak sanırım bu bir istisnadır. Teorik olarak tasarlanmış bir diğer aday din, Mormonizm'dir. Joseph Smith, Mormonizm'in girişimci, yalancı mucidi, tamamen yeni bir kutsal kitap toparlamak için elinden geleni ardına koymaz; Mormon Kitabı, baştan aşağı sahte bir Amerikan tarihi anlatır ve baştan aşağı sahte bir on yedinci yüzyıl İngilizcesiyle yazılmıştır. Hâlbuki Mormonizm on dokuzuncu yüzyılda üretildikten sonra evrim geçirmeye başlamıştı ve şu anda Amerika'nın en itibarlı dinlerinden biri haline geldi; aslında en hızlı gelişen din olduğunda ısrar edilir ve hatta başkan adaylarının seçim konuşmalarına konu olur.
Çoğu din evrim geçirir. Hangi dinsel evrim teorisini benimsersek benimseyelim, doğru koşullar altında, dinsel evrim sürecinin şaşırtıcı hızını açıklayabilecek yeterlilikte olmalıdır. Şimdi bunun bir örneğini inceleyelim.
NOT: Yazının devamı; [Kargokültler]













0 yorum:
Yorum Gönder